İstanbul…
Vatanın özeti…
Hem İslam’ın ruhunun hem de insanın ruhunun en iyi yoğrulduğu ve aksettirildiği habitat şehir.

Sana dün bir tepeden baktım âziz İstanbul.
Karşımda dimdik duran, fethe şahit Üsküdar…
Onun yamacında göklerin derinliği yerlerde olan Çamlıca.
Solumda kimselerin görmediğini gören, sırlara vâkıf Galata;
Sağımda hürriyetin manifestosu Ayasofya;
Ve arkamda Sinan’ın ibadeti, Süleymaniye…
İstanbul, âşıkların ve sevgililerin şehri…
Boğaz, Üstad’ın tabiriyle “gümüş bir mangal.”
Deli divane âşık olanları visalden uzak kılan İstanbul Boğazı…
Âşıklar, vuslatsız vuslata erenler…
Adım başı tarih kokan sokaklarında top koşturan ruhu pak çocuklar;
Ve onlar top koştururken sokağın köşesinden dönen seyyar satıcılar…
Çocuklar… Ruhları temiz, her kötü şeyden ırak. Elleri dolu: Bir elde tarihî Osmanlı macunu, diğer elde çamura batmış futbol topu.
Vakit geçiyor.
Ay ve güneşin ezelden iki hemşehri olduğu diyar burası.
Vakit geçiyor; güneşin terk ettiği, ayın yerini aldığı mekân.
Vakit, anaların çocuklarını eve çağırma vakti.
Sokaklar sessizleşti.
İstanbul, ayın terk-i diyar eyleyip güneşin selamlamasını bekleyene kadar sessiz.
Lakin bir ara semadan bir ses yükselecek.
Salât-ı Subh…
Semada duyulan ses: “Hayye ale’s-salâh…”
Şimdi sokaklar dopdolu, ruh dolu.
İstanbul yeniden güne ruhu ihya ederek başlıyor.

Ama o da ne!
Her şey değişti.
Ne ruh kaldı ne kök…
İstanbul yalnızlığa bürünmüş, kaybettiği hakikati arıyor.
Nedir o? Sanki bütün şehir uykusunda ölü bir yılan.
Ah İstanbul! O köklü ruhu kaplayan kara bulut nedir? Seni ruhsuz kılan, Salât-ı Subh’da sokaklarında in cin top oynatan o kara bulut nedir?
Nedir sende o kopan şey?
Nerede sokakları şen şakrak kılan çocuk sesleri?
Ah İstanbul ah!
Eyyûb El-Ensârî hazretlerini huzursuz kılan,
Sultan Fatih’i gazaba getiren,
Yahya Kemal’i bedbaht yapan,
Ahmet Hamdi’yi âmâ bırakan o ruhsuz ruh nedir?

İstanbul, bir şey koptu senden; şey, her şeyi tutan bir şey…
Hâsılı, Vatanın özeti olan İslam’ın ve Türk’ün İstanbul’u ruhsuz ve köksüz kalmıştır.
Yahya Kemal üstadın seyrettiği diyar ile bizim seyrettiğimiz diyar ayrıdır.
O Fatih’in ruhunu taşıyan İstanbul’u seyrederken biz ruhsuz ve köksüz ve özenmiş ve âmâ gözlerle bakıyoruz…

Her şeyiyle ulviyetin en hoş ve en uzun rüyası İstanbul…
Artık var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun?