Daralmak, onun için artık alelade bir his değildi. İnsanlar evi, arabası, işi olmadığından daralırken o, dertsizlikten daralıyordu. Aslında en büyük daralma ve en ağır dert de bu değil miydi: Hiçbir şeyin insana dert olmaması…
Bu çukurdan insanlığı çıkarmak için bir çare, bir sancı arayışındaydı ama o derdi ve çareyi yüklenecek bir sızı barındırmıyordu kalbi. Kendi konforunun hapishanesinde, taş kesilmiş bir ruhla kurtarıcılığa soyunmanın çaresizliğiydi bu.

Belki de kalbini şu düşünce sarmıştı: “İnsanoğlu zalim. Başına gelenleri hak ediyor. Kendine verilenleri har vurup harman savurdukça, şükretmedikçe, idrak etmedikçe bir adım bile ileri gidemez. Aksine bir bataklığa saplanmış mahluk misali batmaya mahkûmdur.”
Acaba bu düşünceden kendini ne zaman söküp atacaktı? Kibri merhamet sanmaktan ne vakit vazgeçecekti? Ne zaman “Olan oldu, insanoğlu bir bataklığa battı; şimdi onu oradan çekip çıkarma vakti” diyecekti?
Ve ne zaman Hakk’ı kendine dert ve yoldaş edinecekti?

Korkuyordu.
Çok korkuyordu.
Yarın öbür gün korkmamaktan, bu hissizliğin sıradanlaşmasından, kalbinin tamamen mühürlenmesinden korkuyordu…

Kendini bu yoğun düşünce karmaşasından bir süre kurtarmak ve daralan ruhunu genişletmek için dışarıya attı. Dışarının hafif esintisi, yaprakların zikredercesine sallanışları, kuşların huzur verici sesleri biraz olsun iyi gelmişti. Ama düşünceler peşini bırakmadı. Ayakları yavaşladı, başı öne düştü; gözleri toprağın üzerindeki bir karınca telaşına takıldı. Her şey bir gaye üzere yürürken kendisinin bu gayesiz dert arayışı, bir hançer gibi saplandı göğsüne.

Ellerini cebine kenetledi, fısıltısı dudaklarını aşıp göğe yükseldi:
“Ey rüzgârı bir zaman şiddetli, başka bir zaman hafif estiren…
Ey yaprakların ve kuşların zikretmesini sağlayan…
Ey insanı yeryüzüne halife kılan…
Ey bana dertsizliği en ağır dert olarak veren…
Beni bana bırakma.
Beni, kendi kuyusunda boğulan bu biçare nefsimle baş başa bırakma.
Gözlerimi aç ama kalbimi taş eyleme. İnsanların bataklığına bakarken onlara acıyan bir kibir değil, ellerinden tutacak bir yangın ver sineme.
Beni… Bana bırakma.”